Ulusal Sosyal Hizmetler Kongresi: ‘Umut, utanç ve çaresizlik’ başlıklarında sunumlar yapıldı, çözümler sunuldu
Mahsun Kılıç
9.Ulusal Sosyal Hizmetler Kongresi Çankaya Belediyesi Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde başladı. Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği (SHUDER) tarafından düzenlenen kongre, 15-16 Kasım tarihleri arasında “Umut, hayal kırıklığı, toplumsal dönüşüm, cinsiyet ve umut, utanç, umut ve çaresizlik” gibi konularda araştırmacılar ve sosyal hizmet uzmanları tarafından sunumlar yapılacak. Kongre açılışında konuşan SHUDER Başkanı İrem Coşkun Yalazan, yapısal eksiklikler ve mevzuat sorunlarına rağmen umudu yeni kurmak ve utancı dönüştürmek için çalışmaya devam ettiklerini belirtti. Prof. Dr. Özlem Cankurtaran ise güç eşitsizliklerini, tahakkümü görmeden umut üretmeyeceklerini belirterek sosyal hizmet alanına eleştirel bir bakış açısıyla umudun yeniden nasıl üretilmesi gerektiğine dair yeni çalışmaların yapılmasına dikkat çekti. Edebiyatçı-yazar Sezgin Kaymaz, çocukluk döneminde babası tarafından kendisinin ve kardeşlerinin uğradığı şiddet ve istismar üzerinden sosyal hizmetlerin nasıl olması gerektiğine dikkat çekerek, ''Sosyal hizmetlere vererek neler kaybettiğini ders etmeden veren, vermenin sızısını bilmeden veren; ne sevinç, ne şan, ne de erdem peşinde koşmadan veren insan olma irfanıdır” ifadelerini kullandı.
Kongrenin açılış konferasında ilk konuşmayı yapan Sosyal Hizmet Uzmanları Derneği Genel Başkanı İrem Coşansu Yalazan, 1967’ yılında başlayan sosyal hizmet eğitimini hatırlatarak sosyal hizmet alanın daha da güçlendirilmesi gerektiğine dikkat çekti. Yalazan, “Sosyal hizmet eğitimi alanların sosyal hizmet anlayışının ruhuna uygun olmalıdır. Güçlü sosyal hizmetin oluşturulmasına ihtiyaç var. Sosyal hizmet mesleği çoğu zaman umudun tükendiği, utancın maruz kalanlar tarafından hissedildiği çaresizliğin hem hizmet alan hem de sunan kişilerde derinleştiği alanlarda var olur. Sosyal hizmet uzmanları olarak artan ve karışıklaşan sorunlar karşısında kıt kaynaklar ve yapısal eksiklikler ve mevzuat engelleriyle mücadele ediyoruz. Bu zorluklara tanıklık ederken kendi mesleki çaresizliğimizi de hissediyoruz. Buna rağmen umudu yeniden kurmak, utancı dönüştürmek ve çaresizliğe çare bulmak için çalışmaya devam ediyoruz” ifadelerini kullandı.
Haceetepe Üniversites İktisadi ve İdrari Bilimler Fakültesi Sosyal Hizmet Bölümü Öğr. Üyesi. Prof. Özlem Cankurtaran, sosyal hizmet alanın insan haklarıyla bağlı olduğuna dikkat çekti. Sosyal hizmet alanının dar bir alana sıkışarak sadece çocuk koruma, yaşlılık ve engellik alanında kendini var ettiğini ifade eden Cankurtaran, “Dünya genelinde kalkınma dönemlerinde sermayenin bir bölümü sosyal alanlara aktarıldı ama artık bu durum böyle değil. Devletler neoliberal dönüşümle birlikte güvenlikçi bir yapıya dönüşt, devlet küçüldü. Dönüşen devletler sosyal hizmete kaynak aktarmak istemiyor” diye konuştu.
Sosyal hizmet akademisyenlerinin mevcut sorunlardan eleştirel bakış açısıyla üstesinden gelinebileceğinin altını çizen Cankurtaran, “Güç eşitsizliklerini, tahakkümü görmeden umut üretemeyiz diye düşünüyorum. Sosyal hizmet literatüründe ‘umut’ kavramı ile ilgili çalışılıyor. Eleştirel yaklaşımlarla birlikte umudu yeniden nasıl üretebiliriz, çaresizlik ve utanç konusunda bir praksis üreterek teoriyle uygulamayı kopartan anlayışa karşı çıkarak uygulamanın değerininin önemini göstermeliyiz. ‘Başka yol’ mümkün diye sormamız gerekiyor. Sosyal hizmetler alanıyla nasıl ilişkilenmemiz gerektiğine bakmak gerekiyoruz. Özne olarak birlikte yol yürüyeceğimiz, hak mücadelesi vereceğimiz bir alan olarak mı ya da nesneleştirmemiz mi gerekiyor ona bakmamız gerekiyor” diye konuştu.
Video kayıt ile kongreye katılan Uluslarası Sosyal Hizmet Uzmanları Federasyonu (IFSW) Avrupa Bölge Başkanı Ruth Allen, sosyal hizmet alanın ‘umudun’ öncüsü olduğuna dikkat çekti.
Edebiyatçı-yazar Sezgin Kaymaz, çocukluk döneminde babası tarafından kendisinin ve kardeşlerinin uğradığı şiddet ve istismar üzerinden sosyal hizmetlerin nasıl olması gerektiğine dikkat çekti. Kaymaz, “Sosyal hizmetlere vererek neler kaybettiğini ders etmeden veren, vermenin sızısını bilmeden veren; ne sevinç, ne şan, ne de erdem peşinde koşmadan veren insan olma irfanıdır” dedi.
Kaymaz, çocukluk döneminde babaları tarafından kardeşleri ve annesinin gördüğü şiddet ve istismardan sonra annesi Sabahat Kaymaz’ın (Sabiş) verdiği mücadeleyi sosyal hizmet uzmanılarına benzetti. Kaymaz, “Neyseki Sabiş bir sosyal bilimciler bilimcisi olarak başımızdaydı. Gülümsüyor, nasıl gülebiliyor diye düşünüyorduk. Ya babam gelirse. O gün bilemezdim ama bugün biliyorum. O gülüşün arkasında akıllara zarar bir korku var. Ya Hasan gelirse korkusu değil. Bu çocuklar geçmişi geçmişte bırakabilir mi korkusu vardı. Biz 5 kardeş yavaş yavaş görmeye başlıyoruz. Bir mum yaksan karanlık aydınlanıyor. Her gece korkulu rüyalarla uyanıyoruz, ter içerisinde, altımıza işiyoruz uyanıyoruz korkuyla. Geliyor başımıza Sabiş, başlarım sizin korkulu rüyalarınıza. Bundan sonra her sabah ilk yapmanız gereken işi yapacaksınız. Her sabah yapmanız gereken işi yapacaksınız. İlk işimiz yüz yıkama felan değil, radyodan oynak bir türkü bulup oynamak” dedi.
Kaymaz, kardeşleriyle birlikte yaşadığı şiddet ve istismarın ardından anneleri tarafından hayata yeniden hazırlandıklarını belirtti. Kaymaz, annesinin mücadelesini “sosyal hizmet” uzmanına benzeterek, spordan, müziğe kadar birçok uğraş ile sanatın iyileştirici yönüne vurgu yaparak hayata yeniden başladıklarını kaydetti. Kaymaz, “Sosyal hizmetlere vererek neler kaybettiğini ders etmeden veren, vermenin sızısını bilmeden veren; ne sevinç, ne şan, ne de erdem peşinde koşmadan veren insan olma irfanıdır” ifadelerini kullandı.
Kaymaz, annesinden alıntı yaparak sözlerini şu şekilde sürdürdü:
Sosyal hizmet uzmanı ve yazar Güven Tunç da, sosyal hizmet uzmanlarının daha çok yazması yönünde çağrıda bulundu. Tunç, “İnsan hallerini çok iyi biliyoruz. Her yerde görüyoruz. Yazmak ve klasikleri yakalamak konusunda çok iyi oluyor. Sosyal hizmet uzmanlarını yazmaları konusunda teşvik etmek istiyorum. Kalemizin ve klavyemizin haysiyetine dikkat etmeliyiz. Ötekileştirme ve ayrıştırma olmamalı. Yazarken de ve sosyal hizmette bir mantıksal çerçeve ve dünya görüşümüzün olması gerekiyor. Sosyal hizmetle yazarlığı birleştirdiğim bir alan var. Umut, utanç ve çaresizliğin içine hapsedilmişiz, o da neoliberal sistemdir. Bu bakış açısıyla yazıyor ve bu akıçıslya sosyal hizetmliği yaptım. Yoksulluğu anlatırım, yoksulluk yok aslında yoksullaştırmak var. Bunun dışında sosyal hizmet uzamnları çalıştığımız grupların dışında değiliz uzmanlar ve edebiyatçlıar olarak o gruplarla aynıyız farklı değiliz. Büyük insanlık olarark yeni dil ve yeni dayanışma örenkeleri bulmalıyız. Sumud Filosunu bu konuda örnek gösterebiliriz. Yeni kütüphaneler, yeni kreşler için zorlamalıyız. Barış, kardeşlik ve aşk her insanın hakkıdır. Yeryüzü aşkın, barışın, eşitliği ve kardeşliğin yüzü oluncağa dek diyoruz” diye konuştu.