Sağlıkta yapay zekâ kullanımı uyarısı: Hastanın paniğini azaltabilir ancak asla bir teşhis makinesi olamaz
01 Şubat 2026 11:22
Güncelleme: 01 Şubat 2026 08:22
İstanbul Medipol Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Recep Öztürk, sağlıkta yapay zekânın bir "ön değerlendirme aracı" olarak görülebileceğini, en büyük tehlikenin ise yapay zekânın sunduğu bilgilerin "kesin doğru" kabul edilmesi ve profesyonel yardımın ertelenmesi olduğunu söyledi.
Öztürk, yapay zekâ sisteminin sağlıkta kullanımıyla ilgili bilgiler verdi. Sağlıkta yapay zekânın artık geleceğe ait bir öngörü olmadığını belirten Öztürk, küresel ölçekte, her hafta yaklaşık 230 milyon kişinin sağlıklı yaşam ve iyi hissetme konularında dijital yapay zekâ sistemlerine başvurduğunun bildirildiğini aktardı.
Bazı raporlara göre, yalnızca ChatGPT’ye günlük düzeyde sağlıkla ilgili soru yönelten kullanıcı sayısının 40 milyonun üzerinde olduğuna işaret eden Öztürk, "Diğer yapay zekâ sistemleri de hesaba katıldığında, bu ilginin ne denli geniş bir insan topluluğunu etkilediği dikkati çekici boyuttadır. Bu veriler, bireylerin sağlık bilgisini arama ve anlamlandırma biçiminde yaşanan sessiz fakat köklü dönüşümün dikkat çekici bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi.
Öztürk, bugün insanların tahlil sonuçlarını, semptomlarını ve sağlıkla ilgili endişelerini doğrudan yapay zekâya yöneltmeye başladığına dikkati çekerek, şu değerlendirmelerde bulundu:
İnsanların artık USG, BT, MR raporları ya da semptomlarıyla bir arama motorunda karmaşık sonuçlar arasında kaybolmak yerine, bilgiyi anlamlandıran sistemlere yöneldiğini anlatan Öztürk, sadece ChatGPT üzerinden günde yaklaşık 40 milyon sağlık sorgusu yapılmasının, bu refleksin ne kadar yaygınlaştığını gösterdiğini belirtti.
Öztürk, yapay zekânın tıbbi terminolojiyi sadeleştiren, hastanın belirsizlik kaynaklı paniğini azaltan bir "ön değerlendirme aracı" olarak görülebileceğini belirterek, ancak yapay zekânın asla bir teşhis makinesi değil yalnızca bir bilgi işleme aracı olarak hekimin işini kolaylaştıran bir yardımcı olduğunu dile getirdi.
Yapay zekâda genel tanısal doğruluk oranının günümüzde uzman hekim performansının gerisinde kaldığına vurgu yapan Öztürk, şunları kaydetti:
Öztürk, yapay zekânın ruh sağlığı alanındaki kullanımına dair bilgiler vererek, şu görüşleri dile getirdi:
Yapay zekânın hastane ekosistemine entegrasyonu ile ilgili çalışmalara değinen Öztürk, bu çalışmaların hekimlerin idari yükünü azaltma ve veri analizini derinleştirme açısından büyük potansiyel taşıdığına işaret etti.
Öztürk, bu sistemlerin doktorun yerini almak için değil, karar kalitesini artırmak için tasarlandığını belirterek, "Örneğin Da Vinci 5 robotik cerrahi sistemi, cerraha dokunsal geri bildirim ve milimetrik hassasiyet sağlayarak operasyon güvenliğini artırır. Teşhis koymadığını ifade eden ChatGPT Health gibi uygulamalar bile glikoz takibi veya genetik veri analizi gibi fonksiyonlarıyla fiilen bir tıbbi cihaz işlevi görebilir. Bu nedenle sıkı denetim ve resmi onay süreçlerinden geçmeleri gerekir." dedi.
Sağlıkta yapay zekânın kontrolsüz bırakılırsa kaliteli araçlara erişen elit kesim ile hataya açık ücretsiz "chatbotlara" yönelen geniş kitleler arasında bilgi asimetrisi oluşabileceğini ifade eden Öztürk, "Kamusal akılla yönetilirse hekim erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde ilk tarama aracı olarak adaleti güçlendirebilir." diye konuştu.
Öztürk, bir hekimin yapay zekâ çıktısına dayanarak karar vermesi halinde nihai sorumluluğun kendisinde olduğuna vurgu yaparak, "Çıktılar körü körüne kabul edilmemelidir. Tüketici olarak doğrudan yapay zekâdan alınan yanlış tavsiyelerde ise mevcut yasal koruma sınırlıdır. Yapay zekâ çıktısını denetleme ve valide etme (doğrulama) becerisi tıp eğitiminin ayrılmaz parçası olmalıdır. Geleceğin hekimi yalnızca el becerisiyle değil, algoritma önerilerini klinik süzgeçten geçirebilme yeteneğiyle öne çıkacaktır." değerlendirmesinde bulundu.
Sağlıkta yapay zekânın ne mucize ne de mutlak tehdit olduğunu paylaşan Öztürk, doğru kurallarla yönetildiğinde büyük bir kolaylık ve devasa bir güç, denetimsiz bırakıldığında ise sessiz bir risk olduğunu söyledi.
Öztürk, asıl meselenin bu dönüşümün neresinde ve hangi etik değerlerle durulduğu olduğuna işaret ederek, şunları kaydetti:
"Yapay zekâ teşhiste klinik kararın yerini alamaz, tedavi planlayamaz, reçete yazamaz. Özellikle ruh sağlığında kullanımı çok daha fazla temkin ve alan uzmanı kararı gerektirir. Bir ön değerlendirme aracı olabilir, ancak sonuç mutlaka hekim muayenesiyle teyit edilmelidir. Yapay zekâ hastanın yaşam tarzını, genetik özelliklerini, eşlik eden hastalıklarını ve sosyal belirleyicileri bütüncül biçimde değerlendiremez. Hekimin klinik tecrübesi ve sezgisi vazgeçilmezdir. Verilen bilgiler her zaman en güncel olmayabilir. Kritik kararlar güncel kılavuzlar ve hekim değerlendirmesiyle alınmalıdır. Hastanelerde kullanılacak sistemler klinik validasyondan (doğrulamadan) geçmeli ve performansları düzenli izlenmelidir. Ayrıca kullanıcıların sağlık verilerini bu sistemlere girerken mahremiyet ve veri işleme koşullarını dikkate alması gerekir." (AA)