Eğitim Sen’den bütçe raporu: Eğitim politikalarının piyasacı, ideolojik ve kamu dışı yönelimini daha görünür bir şekilde ortaya koymakta
Güncelleme: 17 Kasım 2025 13:08
Eğitim Sen tarafından 2026 MEB bütçesine ilişkin hazırlanan raporda "2026 bütçesi, Türkiye’de eğitim politikalarının piyasacı, ideolojik ve kamu dışı yönelimini daha görünür bir şekilde ortaya koymaktadır" denildi.
BirGün'ün haberine göre; Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası(Eğitim Sen), 2026 Yılı Eğitim Bütçesi Değerlendirme Raporu’nu kamuoyuyla paylaştı.
Rapor, Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak tarafından paylaşıldı. Irmak, bütçenin görüşüleceği 21-22 Kasım tarihlerinde Milli Eğitim Bakanlığı önünde olacaklarını da ilan etti.
Irmak, 2026 yılı için eğitime ayrılan 2 trilyon 896 milyar liralık bütçenin ekonomik kriz koşullarında eğitim sisteminin en temel ve zorunlu ihtiyaçlarını karşılamaktan dahi uzak olduğunu vurguladı. Bu bütçenin aynı zamanda eğitim emekçilerinin insanca yaşam talebine de yanıt vermediğini ifade eden Irmak, şu ifadeleri kullandı:
“İktidar, her bütçe döneminde eğitime ‘en yüksek payı’ ayırdığını iddia etmeyi alışkanlık haline getirmiş olsa da, gerçekler bu söylemin tam tersini göstermektedir. Eğitime ayrılan bütçenin millî gelire oranı OECD ortalaması olan yüzde 5’in yarısına bile ulaşmazken, son 23 yılda MEB bütçesinin merkezi bütçeye ve milli gelire oranında kayda değer bir artış yaşanmamıştır.
Bugün Türkiye’de bütçenin dili nettir: Tasarruf öğrencilerden ve eğitim emekçilerinden yapılmaktadır. Yeni okul ve derslik yapımı yok denecek kadar sınırlıdır; bilimsel-teknolojik altyapıya yönelik kaynaklar yetersizdir; tüm öğrencilere bir öğün sağlıklı ücretsiz yemek ve temiz su sağlanması hayata geçirilmemiştir. Deprem bölgesinde eğitim hâlâ olağanüstü koşullarda sürerken, özel ve güçlü bir eğitim bütçesi oluşturulmamış; eğitim emekçilerinin ve öğrencilerin yaşadığı sorunları çözmeye yönelik hiçbir iyileştirme gündeme dahi alınmamıştır.
Öte yandan Diyanet’e, vakıf ve tarikatlara aktarılan doğrudan ve dolaylı kaynaklar büyümeye devam etmektedir. Dini vakıf, dernek, tarikat ve cemaatlerin kurumlarıyla yapılan protokollerle okullara müdahale eden ideolojik yönelim, bütçede de kendisini göstermekte; laik ve bilimsel eğitim ilkesi daha da geri plana itilmektedir. Kamusal kaynaklar, çocukların eşit ve nitelikli eğitim hakkını güçlendirmek yerine, iktidarın ideolojik hedeflerine ve sermaye çevrelerinin çıkarlarına yönlendirilmektedir."
Irmak, raporda Türkiye’nin eğitim kademelerine göre öğrenci başına yapılan harcamaların OECD ortalamasının çok altında kaldığını tespit ettiklerini aktardı. Rapordan şu veriler paylaşıldı:
-Türkiye: 3.914 ABD doları (önceki yıl 4.036)
-OECD ortalaması: 10.812 ABD doları (önceki yıl 9.923)
-Türkiye’nin ilköğretim harcaması OECD ortalamasının yalnızca %36’sına (önceki %40) denk gelmektedir.
-Türkiye: 3.914 ABD doları (önceki yıl 4.793)
-OECD ortalaması: 11.932 ABD doları (önceki yıl 11.400)
- Türkiye’nin ortaöğretim harcaması OECD ortalamasının yaklaşık %33’ü (önceki %42) düzeyindedir.
- Türkiye: 7.698 ABD doları (önceki yıl 10.366)
-OECD ortalaması: 15.102 ABD doları (önceki yıl 17.559)
-Türkiye’nin yükseköğretim harcaması OECD ortalamasının %51’i (önceki %60) kadardır.
Raporda 2026 Bütçesine ilişkin şu değerlendirme yapıldı:
“2026 yılı Eğitim bütçesi, kamuoyuna ‘eğitime en büyük pay’ söylemiyle sunulsa da, eğitim hizmetlerinin niteliksel durumu, eğitim emekçilerinin yaşam koşulları ve çocukların temel hakları incelendiğinde ortaya çıkan tablo oldukça karanlıktır.
2026 bütçesi, Türkiye’de eğitim politikalarının piyasacı, ideolojik ve kamu dışı yönelimini daha görünür bir şekilde ortaya koymaktadır.”
Irmak, bütçenin genel değerlendirmelerine ilişkin şunları aktardı: “Kamusal eğitim; laikliği, bilimsel yaklaşımı, eşit yurttaşlığı ve ilerlemeyi merkeze alan bir toplumsal mutabakat alanıdır. Ancak son yıllarda:
* Kamu okullarının altyapısı bilinçli biçimde zayıflatılmış,
* Özel okullar teşviklerle büyütülmüş,
* Dini vakıf ve cemaatlerle imzalanan protokoller artmış,
* Bölgesel eşitsizlikler derinleşmiş,
* Nitelikli Eğitim hakkı gelir düzeyine bağlı bir ayrıcalığa dönüşmüştür.
Siyasal iktidarın tercihleri, kamusal eğitim yerine dinci, gerici, ırkçı ve piyasacı bir eğitim modelini merkeze almaktadır."